Metastaz
by on Ocak 18, 2016 in kitaplari

16 Ocak 1998. Gece yarısı…

Yarına son vuruşlarını gönderiyor saatler… İki güzel haberin bültenlerinden bihaber, sisli boğaz…

İstanbul, Ankara… Nerdeyse tekmil Türkiye sisli. Ultrason görüntüleri, tomografi filmleri, MR raporlarıyla çaresizliğine çıkış arayan yıpranmış vücut, iki türlü silkelenişle bir nebze kendine geldi bugün.

Metastaz yaptığı teşhis edilmiş kanserli dokulanyla organlar, din tacirlerinin görece teslimiyetleri ve hastalığı terminal safhaya dönüştüren sarışınlara aralanan yüce divan kapıları ile biraz soluklanıp moral dolu bir gündemde şifalı geleceği hissediyorlar.

Önce kendi çıkarlarını düşünmeye programlandırılmış insan yığınları, bakarsınız umulmadık bir bilinçle, hesap soruşlu bir uyanışın tavizsiz devinimlerinde bambaşka bir geleceğe "günaydın" derler.

"Haydi Türkiyem ileri," sayıklayışlı yalancılar, çeteler, millenium mandaları, sanalizasyon fareleri ve yarasalar, bu güzel uyanışın geleceğinde anımsanmayacak çukurlara yuvarlanmışlardır artık(!)

Kanserojen ilişkilerin uzağında, doğruluklarla, güzelliklerle bezenmiş yeni bir hayat orada, öylece duruyor!

Yetinmek ana fikrinde, devlet adamı payesiyle onurlandırılan cumhurbaşkanlarının "köşeyi dön" buyruğunu tavaf eden seksen çakallarının para tarikatları arz-ı endam eylesin ekranlarda.

Kafası kesik liberal tavuklar "hey hey" diye tempo tutsunlar, çapraz kurlarla boka sardırdıkları aşksız anlamsız gelecekleri için…

-Ki dolandırıcıların duayeni şaşırıp "pes" diyerek susup kalsın!-

Uyanık kobaylardan, meramını yumruklamaktan aciz aşırı nazik şairlerden ve devlet adamı olamamak için doğmuş hantal kasaba politikacılarından oluşan mutlu azınlık yönetimleri, sürüp giden şeriat tavizlerinin ve doruklara tırmanmış enflasyon biçareliklerinin gölgesinde, kurtarıcı edalarıyla sermayeden yesinler daha birkaç zaman! Sonra?..

Bu yeteneksiz muhterisler yüzünden her uyanışta bir köşebaşında sıkışıp, daralıp kalıyoruz.

Türkiye, hangi sessiz sedasız canlarını alkışlayıp, hangi medya maymunlarına sırt çevireceğini… Katiller, kara para istifçileri, çete döküntüleri ve yobazlar yerine gerçek güzel insanlarıyla gurur duymasını öğrendiği gün, gelecek güzelliklerden söz edebiliriz belki! Ama sokaklara tükürüp işeyen bu kalabalık yaratık, sözde kahramanlann peşindeki ölüm uykulanyla, Arabın yağına bulanmış karanlık özentili bir hayat sürmek istiyorsa ne yapabiliriz??? Kadercilik.. ölüm sessizliği, teslimiyet yok! Kemoterapi… Radyoterapi… Metastaz yenilecek!

Türkiye aslında, alınteriyle, onuruyla, başı dik yaşam savaşı veren işçisiyle, memuruyla, gerçek sanatçısıyla, aydınlık insanlarıyla gurur duymalı! Bundan ötesi devasa bir foseptik.

Türk insanı hayat bilip istiflediği pisliklerden arındığında, vahşi batı kartonetleri ve bilmem kaç parça çanak çömlek takımından uzak durabildiği oranda şifa sabahlan yaşayabilir!

Ama cehaletleri, aptallığa bulanmış kurnazlıkları ve kötülükleri azgınlaştıkça cepleri doldurulan, gelecekleri bizce bilinmedik kör bir ışıkla aydınlatılan yobaz ve sahtekâr güruhu, mikroplu koridorları kültür ortamı bilip, türlü çeşitli atıksu kanallarında hayasızca üremeyi sürdürüyorlar. Baksanıza!

Arsız meczuplar, Türk halkını enayi bilmenin sermayelerinde, hâlâ kerameti kendinden menkul, meçhul faziletli büyük Türkiye topaçları çevirebilmenin cüretli ve pişkin küstahlığını sürdürüyorlar!

Ve toplumsal kişilik tomografimizde açık seçik görünen bunca karadeliğe, metastaz yapmış amansız nodüllere karşın, hâlâ ikbal ve gelecek seçim kaygısında olan birileri, kapanık Refah'a şirin görünme, bağımsız kalanları bünyesine alma, karanlık oyları artı hanelerine yazma sevdasındalar.

İnce hesaplarını demokrasi vitrinine koymak isteyenlerin, yok etmek istedikleri demokrasinin şefkatli kollarına sığınıp, varoluş sebeplerini onursuzca redde-derek Avrupa mahkemelerinden icazet bekleyen yalan yorgunu dinci imansızlardan ne farkları var?

Türkiye, ışık ve sevgiye inanmış aydınlık insanlarının beklenmedik bilinç yumruğuyla bu anlamsız sayıklamalarla şekillenen metastaz günlerini aşacak! Anafikrimiz, inanç ve sabır…

Hikâyenin sonunu bu iki olgudan hangisini tükettiğimiz belirleyecek.

Aslında sabrımızı çoktan yitirmenin son sağduyulu görüntülerini vermekteyiz. Amerika'nın spermli çarşaflarına dolanmış mandacılar, çoluk çocuk tüm dünyayı bir deli ile gerdeğe sokup, gözü dönük ölüm vuslatlarında orgazm olmak için gözlerini insanlık çöllerine dikmiş sapıkça bekleşiyorlar…

Satırlarımızı tüm İslam coğrafyasını kurtarabilecek olağanüstü bir aydınlanma devrimi gerçekleştirmiş büyük ışığın değişmez evrensel yasasıyla bitirelim…

Bu hassas günlerde, "Yurtta Barış, Dünyada Barış" hiç eksik olmasın.

Ki, kâinat gülümsesin, aydınlansın sonsuza değin…

Işık ve sevgiyle…

Facebooktwitteryoutubeinstagramfoursquare
İlhan İrem Official Web