İkibine Doğru
by on Ocak 18, 2016 in kitaplari
"Her partikül diğer partikülleri çeker. Her şey iç içedir."
Newton'a göre, böyle bir çekim gücü salt partiküllerden kaynaklanamaz. Çekim gücü, evrensel sevginin bir açıklamasıdır.
Çağlar öncesinden bugünlere yansıyan görüş çoktan unutuldu. Kâinatlarımıza sızmış, tanrısı maddiyat olan güçler ve onların hızla üreyen çocukları, bugünün sorunlar sarmalının ve duygusal çöküşün kaynağıdır.
Kainat, dokunabildiğimiz, koklayabildiğimiz, görebildiğimiz şeylerin biraz daha ileri açıklaması. Bizler karbon atomlarından oluşmuşuz. Yıldızlar karbon atomlarından oluşmuş. Yeryüzü karbon atomlarından oluşmuş. Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Bilinç, bir çocuk gibi, kayanın, kuşun, bitkinin, yaşadığına, hissettiğine, konuştuğuna inandığı zaman, kâinatla bütün olma duygusunu yakalar.
Işık ve sevgi insanları bu düşünceleri geliştirirken, toplumda ters orantılı bir değişim yaşanıyor. Barbarlaşan günlük hayatın sınırları içinde kalan insanlar,
çocuk safiyetlerini kaybederek yeni dünya düzenine ayak uyduruyorlar.
Düşüncelerimiz, hayatlarımızın akışı, hatta doğanın yasaları…
Her şey çılgın bir rüzgârla değişiyor. Bakışlarımız, evrensel ışığın yanardöner fenerlerinden sonsuza yayılsa da, dünyanın bugünkü vahşi görüntülerinde bize zaman zaman fren yaptırıp bu yazıları yazdıran çalkantılı bir dönemden geçiyoruz.
Bütün sınırların, ayrılıkların, dillerin, dinlerin ötesindeyiz. Statüsü, ırkı, cinsi, inancı ne olursa olsun, insanlara, hayvanlara, bitkilere, taşlara aşığız. Üzerinde yaşadığımız toprakları böylesine güzel, evrensel merhabalara taşımak, kâinat insanlarıyla buluşmak istiyoruz. Gelin görün ki;
Dünya arenasında günbegün yaşadığımız olayların ve genetik şifrelerini henüz çözemediğimiz ilkelliklerin çekiştirmesinde, zaman zaman "PAUSE" tuşuna basıp, evrensel serüvenleri, bir yazı, bir gazete haberi, bir eylem süresince beklemeye alıyoruz.
Çünkü gerçekliğine yürekten inandığımız gelecek tohumlarını yeşertmek için önce dünyamızın global hoyratlıklarla kurutulan çöllerini işlemek, gübrelemek (!) zorundayız.
Kâinatlara yayılan huzurlarla, birçok insani zaafı aştığımızı duyumsamış olsak bile, yaşadığımız coğrafyada çağdaşlığı temsil eden, Mustafa Kemal, Cumhuriyet Türkiye'si, laiklik ve demokrasiyi bayraklaştırıp, bu güzelliklerin tohumunu atmış insanlara inançlı saygılar adına, daha bir süre koruyan, karanlıklarla kavga edenlerin safında olmalıyız.
Uzak bir gelecekte dünya insanlığı gerçekleşecek, biliyorum.
Şarkılarımın adresi de orası ve daha öteleri. Ancak, bugünkü emperyalist Yeni Dünya Düzeni masallarıyla tavlanacak bir sanatçı ahmaklığı içinde değilim.
Çünkü egemenler, sınırsızlıktan ve dünya çıkarlarından dem vururken, insanımı kök değerlerinden koparıp, onursuz, boynu eğik robot yığınlara dönüştürmeye uğraşıyorlar.
Uygun yaşam koşulları sağlanmadığı için, henüz açılmamış sınırlarımızı ve ulusal egemenlik haklarımızı, kendi arka bahçelerindeki şehevi meyveler olarak görme histerisindeki aç gözlüler oldukça taraf olacağım.
Her akşam, ondokuzlardan yirmibirlere kadar zaplanarak süren haber kuşaklarında, geleceğimize karar vermesi gerekenlerin, bir-iki istisna dışında, dumura uğramış beyin zafiyetleri içinde, kuyuya düşmüş kubur yaratıkları gibi, kendilerince kurnaz, pisliğe sarmış anlamsız devinimlerini izliyoruz. Bu dergiyi, benzerlerini, kırmızı başlıklı, siyah/beyaz birkaç gazeteyi alıp, coşkulu saygılarla arşivleyen insanlar varsa, ışıklı çıkışlar o kadar da uzakta değil!
Ama yalancılığı tescillenmiş başvekilleriyle, mağara devirlerinde bile kabul görmeyecek kişiliksizlik destanları yazan istif sarışınlarının ezan-bayrak edebiyatlarıyla, menfaat milliyetçisi kıçıkırık iki TV kanalı, lunapark hediyeli loş gazetenin ziyanlık kağıtlarıyla, insanlar hâlâ aptallık girdaplarındaysa; Herkes hak ettiği hayatı yaşar. Gidin, Sincan'daki şeriat kalkışmalarına çadır tiyatroları içinde destek verin. Bu berbat günleri başımıza saran tontonların kayısı memleketlerinde ve dadaşlar diyarında şeriatçı konvoylar oluşturup, "Ya Allah Bismillah Allahüekber" naralarıyla, güzellikler dünyasından kopuk, Allahın da hiç sevmeyeceği, kara bir yarımadanın düşlerini kurun.
Nasıl olsa, ozanlan, beyinleri hunharca yakıp, katledenleri savunmaya soyunan meczuplardan birisi, bu inanılmaz, tepetaklak günlerin ibret-i âlem anısı olarak adalet terazisinde oturuyor.
Endazesi kaykık günlerin sığlığını belgeleyen şiirler yazılsın.
Ve rüzgâr gülleri sanat eleştirmeni kesilip beyinsizliklere alkış tutsun.
Çağdaşlıktan kopuk, sarıklı sakallı, anladığınız anlamda şeriatçı kimler, kaç milyon yobaz varsa, dökülün sokaklara…
Çağdaşlıktan korkup ardına sığındığınız isli duvarlar ötesinde hayata geçirmek istediğiniz ne varsa haykırın: Tekbiiir! Allahüekber!.. Ya Allah Bismillah Allahüekber…
Sonra evlerinize sığınacaksınız. (Karaya vuran adil düzenin, her cephedeki başarısız çırpınışları nedeniyle, radikal çıkışlı tahrikler içinde, kahramancılık oynayarak çağırdığınız, beklediğiniz bu zaten.)
Hayat, ekran pencerelerinizden çağdaş güzelliklerini sunarak geleceğe doğru akacak.
Çağa gıptalı beklentilerde, başka hiçbir gelişmeye yaramayacağınız için, eksik, sevgi ve aşk kompleksli din askerleri olarak ezileceksiniz.
Vatan sathında gürleşen sesiniz ve yeşil bayraklarınız, iktidarsızlığınızı belgeliyor. Susacak, teslim olacak, kaybedeceksiniz! Çünkü;
Kavramanız gereken, inanılmaz bir evrensel uzay çağı var.
Binlerce yıl öncesinin karanlıklarıyla bugünleri şekillendiremezsiniz. Yıl, 1997… İkibine üç var. Ve haksızsınız!..
Facebooktwitteryoutubeinstagramfoursquare
İlhan İrem Official Web