Anafor
by on Ocak 18, 2016 in kitaplari

Bu, kökeni çok daha eskilere dayanan bir oluşum, ama özellikle son üç yıldır "hamle yaptı" denen Türk Pop Müziği, müzikalite yönünden en verimsiz dönemini yaşıyor.

Türk Pop Müziği üreticileri yıllar önce, dar boğazdan çıkış yolu olarak arabeskin ezgilerini kattılar Türk popuna…

Başlangıçta, daha içten, daha özgür bir anlatımla, kendi soluğumuzu, arabeskten daha ileri beyinlerin oluşturacağı teknoloji ve ritm bilgisiyle harmanlayıp yeni Türk popuna çıkış için olumlu bir startı belki.

Ama son yıllarda bilgisayarın önlenemez yükselişi, tekdüze disko ritmleri üzerinde, üç beş nakarattan oluşan sözlerle aceleye gelmiş, derme çatma şarkıları gündeme getirdi.

Şimdi insanlar, müzikalitesi "sıfırın altında" olan bu şarkıların ulaştığı tirajlara bakıp, "Türk POP Müziği hamle yaptı" diyorlar…

Bence buluğ çağından sonra insanlar yaptıkları her davranıştan, attıkları her adımdan kendileri sorımludurlar… Ben, yine de o şarkıları söyleyen, dinleyen gençleri suçlamıyorum.

Çünkü onların bir çoğu, gelgeç rüzgar olan bir yolda kullanıldıklarının bilincinde değiller.

"Bizim yaptığımız doğrudur. Bizi kıskandıklarından eleştiriyorlar" diyen üç beş uyanık besteci, aranjör, söz yazarının ve bu tezgâha para yatıran yapımcının banka hesaplarında Türk Pop Müziği hamle yaptı…

Daha da kötüsü, eski yıllarda şapka çıkartılacak şarkılarını dilediğimiz ustalar ve dallarında isim yapmış sanatçılar, bu ucuz gidişe tepki verecekleri yerde, sanatlarını, sanatçılıkları bu tezgâhta satışa çıkardılar.

Yeni Türk Pop Müziği öyle anlamsız bir rüzgâr ki, yıllar önce "yoz müzik" diye tukaka edilen arabeskin de altından girdi üstünden çıktı.

Arabesk, kendi kendi kültürünü yansıtan insanların içten haykırışlarıydı…

Yeni Türk Pop Müziği ise, yükselen değerlerle medyanın imaj bombardımanında şaşkınlaşan toplumun geçiş günlerini kötüye kullanan hesapçı bir boşluk…

Dünyaya "çağdaşlaşma" diye şırınga edilen, ABD hegemonyası "Yeni Dünya Düzeni"nin uzantıları ülkemizde alaturka-alafranga karışımı ucube bir felsefe ile duble yanlış bir yol buldu; "Her şey free…" "Kır şişeyi dön köşeyi."

Artık, "olmak" yerine "gibi olmak" yetişiyor…

"Gibi Olma Sendromu" ucuz kahramanlar yaratıyor.

Sanatçı gibi olanlar, sanatçı…

Devlet adamı gibi olanlar, devlet adamı…

İnsan gibi olanlar "büyük insan" alkışlanıyor ülkemizde…

Zırvalıkların alkışlandığını gören bir sürü ucuz hayat erbabının şahıslarında akla gelmedik cilalı imaj meslekleri türedi…

Sunucular, astrologlar, falcılar, cinciler, büyücüler, kamuoyu araştırmacıları, yarışmalar, "talk show"lar, 900'lü telefonlar, alışverişlerle kötünün de kötüsü bir Amerikan kopyasında yuvarlanıp gidiyor şaşkın Türkiye.

Toplumun düşünce sığlığının ve ufuk darlığının aynasında, bu düzeni körükleyen sanatçılar ulvi havalarda, misyoner edasıyla tezgâhı sürdürüyorlar. Hatta, yapay derinlik içindeki arabesk söylemlerini dile getiren gençler sürüyorlar piyasaya. Onlara hami, anne, abla olarak…

Yükselen değerlerin göbeğinde, olup bitenlere karşı gibi görünen "sahte aykırı"larla, aslında bu akışı körükleyen, kamuoyunun vicdanı gibi görünen, gerçeklerin er meydanında , kötülerin korkulu rüyası olan diğer sahtecilerle aldatılmanın dairesini tamamlıyor insanlar.

En saygın görünenlerin, en rüşvetçi çıkmaları, en "ağır" devlet adamı edasındakilerin içerdeki ve dışardaki basiretsizlikleri de uyandırmaya yetmiyor bu toplumu.

Böyle bir anaforda, hâlâ insanlığını, kişiliğini, sanatını, mesleğini satmamış kaç tane onurlu yaratık (!) kaldıysa onlara bu satırlardan en derin saygılar…

Işık ve sevgiyle…

Facebooktwitteryoutubeinstagramfoursquare
İlhan İrem Official Web