Alacakaranlığın Kısa Hikâyesi
by on Ocak 18, 2016 in kitaplari
Olup bitenlerin şakasını yapıp, geviş getirenlerin dışında içerde ve dışarda herkes şokta: "Atatürk'ün ülkesinde deprem oluyor."
Bazıları, en yüksek tepelere tırmanan içerdekiler, birkaç bin oy uğruna, dini siyasete alet etmenin sıcak provalarını yaptılar.
Sonra, daha uyanık birisi, cunta sofrasına oturup, teknoloji transferini "çağ atlama" diye yutturdu.
Ailesiyle, resepsiyonlarıyla, sanata bakışı, pijaması, şortu ve takunyalarıyla Türk-İslam sentezinin boyutları biçilmiş yeni insanlarının ilk örneğini teşkil ediyordu.
Daha sonra, siyasetin, sanatın ucuzlamış doruklarını hisseden vasatların bastırılmış kompleksleri mantarı attı ve özgürlük deformasyonları patladı.
Özgürlük, Prime Time kuşaklarında ağır erotik filmler oynatmaktı. Medyatik uçurumların sapla samanı kaybetmiş ağızlarına, iki tekerleme, iki göğüs, bir deri pantolon, birkaç bebek, bir yılan, bir basketbol sahası, ters takılmış bir şapka, squash…
Yüksek sosyetenin kimin eli kimin cebinde muhabbetlerini, paparazzi programlarının vitrinlerinde çağdaş Türkiye'nin insanları diye yansıtmaktı özgürlük.
Özgürlük, önce ekonomik özgürlüğü kazanmaktı. Ve benim memurum, benim insanım işini bilirdi.
Bilgisayar ağları örmek, otoyollar yapmak, dijital telefon santrallerini yurt sathına yaymaktı çağdaşlık ve özgürlük.
Devletin yanlış teşhislerinden korkarak, Anadolu'yu terk edip, güzelim şehirlerin akciğerlerine, ruhsatı bir gün nasıl olsa alınacak çok katlı gecekondular dikmek ve yine oy hesaplarıyla onları affetmek.
Özgürlük ve demokrasi, kazanmak için dini kullanmaktı.
En yakınlarına duyarsız kalıp, gerektiğinde onları basamak edip hedeflere ulaşmak.
Bindokuzyüzseksen ve bindokuzyüzseksenüçlerden başlayarak, insani onurların ötesinde, köşe dönmeye programlanmış insan tipi, Menderes'ten bu yana pompalanarak, sömürülerini pekiştire pekiştire başbakanlık mertebesine ulaştı. Bunda şok olacak, şaşıracak ne var? Sahte çağdaş Türkiye'nin şekil saplantılarıyla "kadın başbakan" diye ülkenin başına getirilen kişinin, Türkiye'nin yüzde doksandokuzluk şekerrenk bozulmalarının dışında bir bilge insan olması çok zayıf bir olasılıktı-
Çünkü son elli yıldır beyine, İnsana değil, her koşulda köşe dönmeye yatırım yapılıyor.
Susurluk'tan, Almanya'dan, ABD'den uç veren çok bilinmeyenli denklemlerle, şaibeli bir rehine olarak yükselen değerler müzesindeki yerini aldı.
Daha bir süre Atatürkçülük ve laiklikle topaç çevirip takiyye yapacak olan şeriatçılarla işbirliği yapmasını niye yadırgıyoruz?
Örtülü ödenek korkusunu üzerinden atar atmaz, bu macerayı toplumsal uzlaşma diye bağıra bağıra savunmaya başlayacaktır. Dünyanın bir deprem haritası var. Kırmızı hatlar içinde, yılankavi çizgilerle yerküreyi sarmalar.
Küreselleşme adını almış yeni emperyalizm, deprem haritası gibi global bir risk kızıllığında dünyaya yayılıyor.
Teslimiyetlerin okşanması için, her ülkeye benzer uyuşturucular şırınga ediyorlar. 
"Egemenlik modası geçmiş bir kavramdır." 
"Bu millet dini değerleri ile tanışmalı, tarihiyle barışmalıdır."
… Asıl kurtarıcı, ulusal egemenlik ışığını yakan değil, çağdaş ve evrensel değerlerden söz ediyormuş gibi yapıp, yobazlığın ve ucuzluğun kuytularında bir millet yaratarak, bu coğrafyayı da bizim kucağımıza teslim eden liderdir. "Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz."
"Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz. 
"Asmayalım da besleyelim mi?" 
"Ülkenin yüzde biri, yüzde doksandokuzunu tahrik etmiştir. Eden bulmuştur." 
"Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz." 
"Boyner olmadı Tansu. O da olmazsa Erbakan. Hiç fark etmez.
Şimdilik bayrağı ve Kurtuluş Savaşı'nı yüceltin. Ama Mustafa Kemal'i asla!
O sadece iyi bir askerdi. Emperyalist güçlere karşı çıkışını, ulus kimliğini uyandırışını unutturun." -Öyle diyorlar.-
Yeni Dünya Düzeninin dayatmaları, yumuşak dönüşlü yorumcular ve haber müdürleriyle içeride ve dışarda koroya dönüşüyor.
Fidel Castro'nun Türkiye ziyareti bile, "Kapitalizmin nimetlerini gördü," diye ballandırılıyor.
Refah'ın iktidara gelip kurulmasına, soysuz bir savruluşun rüzgârında dönenler, İkinci Cumhuriyetçiler, takkesizler şaşırıyor en çok. "Nasıl olsa bu hükümet vaatlerini yerine getiremez," diyorlar.
Şaşkınlıkları çabuk geçer, onlar da toplumsal uzlaşmadan kendi paylarına düşeni alırlar.
Ama bu ülkede iç ve dış bütün hesaplaşmaların, örtülü ödenek korkularının, mercümek yalpalamalarının, cumhuriyeti, laikliği ve demokrasiyi yok etme tezgâhlarının ötesinde yaşayan insanlar da var.
Merkez sağın elli yıldan beri ektiği "yobazlara taviz" tohumlarıyla, kara bulutlar Cumhuriyet Türkiye'sinin göğünü kapladı. Gece yarısındayız…
Sarışın bayanın vaadettiği anahtarlar, rezilliğin ve karanlığın kapılarını araladı. Milletvekili pazarlarında kişiliksizlikler satışta…
Manukyan'ın hanelerinde, Ankara kulislerinden çok daha şerefli bir hayat sürüyor artık.
Örtüler altında ahlaksız oyunlar oynanıyor ve bu güzel ülkenin kirlenmemiş insanları suskunluğun son kertesinde… 
Işık ve sevgiyle…
Facebooktwitteryoutubeinstagramfoursquare
İlhan İrem Official Web